" Sanatçı ne yaptığını bilmez, biz biliriz. " Sartre Böyle diyor Sartre, Giacometti'nin heykelleri için. Bu söz, Bergson'un önceki yazılarımızda bahsettiğimiz elan-vitae'nin sezgi ile bulunabileceğini anlatan metinlerini aklıma getirdi. Sonuçta, sezgileri güçlü insanlar, kendileri de farkında olmaksızın, sürekli bir arayış içinde. Sanatçıların bulup çıkardıklarını, hepimiz farklı değerlendiriyoruz. Bazıları bizi yüreğimizden yakalıyor, bazıları da hiç ilgimizi çekmiyor. Ve çoğu kez, bulduklarımızı bilinç ile değerlendirmeye çalışıyoruz. Peki bilincin ne olduğunu biliyor muyuz? Böylelikle bu yazının konusu da belli oldu: Bilinç nedir? Sezgilerimizle bulup çıkardıklarımızı nasıl algılar, değerlendirir? Ona güvenebilir miyiz?" Konumuz bu. Bilinci, ben Schopenauer'in yol göstericiliği ile ele alabileceğimizi düşünüyorum. Kendisini çok severim ve kendime yakın bulurum. Wikipedia onun için "tamamen farklı yönlerden yaklaşarak Budis...
Bildiğiniz gibi Astroloji'yi seviyorum ve uzun zamandır onunla uğraşıyorum. Bence iki ana kısmı vardır Astroloji'nin; Öncelikle sizin doğanızı anlatır, yani kim olduğunuzu. Bu kısma natal astroloji diyoruz. Sonrasında ise gelecekten haber verir. Tabi, doğru zamanı belirlemek, insanların uyumunu anlamak vb.. gibi bir çok uygulaması da var. Fakat bunlar iki ana dalın parçaları. Gelin görün ki, herkesin derdi de tam tersi; Yani, herkes kendi karakterini bildiğinden emin ve önemli olanın geleceği bilmek olduğunu düşünüyor. (Oysa göz kendini görmez). Gelecek dediğimizde ise, zamandan bahsediyoruz demektir. Zaman üzerine düşünmeye başladığınızda ise zorlu bir alana adım atarsınız. Nasıl sorunlar olabileceğini anlatabilmek için, baştan başlamak gerekiyor. Öncelikle, zaman algımızın gerçeklikten uzak olduğunu söyleyerek başlamamız uygun olur sanırım. Modern fiziğin son bulguları, kesintisiz akan bir zamanın olmadığını, geçmiş, şimdi ve geleceğin şimdi ve burada olduğunu, beynimi...
Bu yazıyı yazmaya, üzerinde pek konuşulmayan, tabu bir konudan, ölümden ve astrolojinin ölüm hakkında söylediklerinden bahsetmek için oturdum. Fakat işler umduğum gibi gelişmedi. Bu sefer, yazı kontrolü ele aldı ve beni düşündüğümden farklı noktalara götürdü. Oysa, ölüm hakkında düşünmek ve yazmak istememin kendimce bir nedeni vardı; Bir süredir tepemizden geçmekte olan (transit) Plüto, Merkür’ün doğum anımdaki pozisyonuna ( biz buna natal pozisyon diyoruz) 120 derecelik açı yapmakta. İsterseniz, bu etkinin ne olduğunu ve beni nasıl yönlendirdiğini, bazı mitolojik arketiplerle anlatarak yazıma başlayayım. Benim için bu açının ifade ettiği şu: Gerçeği, fakat köküne kadar gerçeği aramakla, hayatımızdaki bazı konuları bitirmek ve yeni şeyler başlatmakla, yani öldürmekle ve yaratmakla ilgilenen, aynı zamanda ölüler dünyasını yöneten mitolojik tanrı Plüto, bu yılın başlarında, zihnimi temsil eden tanrı Merkür ile karşılaştı ve ikisi konuşmaya başladılar. İki yıl ka...
Yorumlar
Yorum Gönder