9 - Evlilik üzerine
Bu gün evlilik üzerine konuşacağız. Biliyorum, artık çok dertli bir konu evlilik. Çoğu insan, erkek ya da kadın, evliliğinden memnun değil. Çevremizde boşanmalar iyice arttı. Anne babalarımızın bir ömür boyu süren evliliklerine artık nadiren rastlamaya başladık. Bir şekilde devam eden birçok evlik de pek mutlu görünmüyor doğrusu...
Peki, ne oldu? Eskiden de böyleydi de biz mi fark etmiyorduk? Kapitalist, endüstriyel toplum hepimizi daha tatminsiz yaptığı için birbirimizden beklentimiz çok mu arttı? Ya da kadınlar ekonomik bağımsızlıklarına kavuştuğu için artık baskıcı ve tek yönlü evliliklere “eyvallah” etmez hale geldiler?
Şüphesiz bunların hepsi doğru ve geçerli argümanlar. Fakat ben, bildiğiniz gibi, hayatın sihirli bir yanı olduğuna inanan biriyim ve sadece rasyonel akıl yürütme ile evlilik konusunun ele alınamayacağını düşünüyorum. Astroloji de ilişkilerimiz ve evlilik konusunda önemli bilgiler veriyor, bunları birazdan anlatacağım. Fakat buna başlamadan önce, evliliğin “ne olduğu” konusunu biraz kurcalamaya ne dersiniz? Bu kurcalama işini önce ve yine sevgili üstadım Joseph Campbell ile birlikte yapmak istiyorum. MediaCat yayınlarından, Zeynep Yaman’ın çevirisi ile yayınlanan “Mitolojinin Gücü” adlı kitabında, gazeteci Bill Moyers ile Joseph Campbell antik ve çağdaş mitler halkında söyleşiyorlar. Bildiğiniz gibi, dördüncü sayıdaki yazımda (ya sev ya terk et), bu kitabın ”içe yapılan yolculuk” kısmından bazı alıntılar yapmıştım. Şimdi yine bu kitaptan evlilik ile ilgili alıntılar yapmak istiyorum“CAMPBELL: Mitler, zihninizin bu hayatta olma deneyimi ile temas haline geçirmenize yardımcı olur. Size deneyimin ne olduğunu anlatır. Örneğin evlilik. Evlilik nedir? Mit size ne olduğunu anlatır. Ayrı bir çiftin birleşmesidir evlilik. En başında siz birdiniz. Şimdi dünyada iki ayrı varlıksınız; ama evlilik denen şey ruhani kimliğin tanınmasıdır. Evlilik, bir aşk ilişkisinden farklıdır. Aşk ilişkisiyle ilgisi yoktur. Başka bir mitolojik düzlem deneyimidir, insanlar aşk ilişkilerinin uzun süreli olacağını düşünerek evlendikleri zaman kısa sürede boşanırlar çünkü tüm aşk ilişkileri hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Ancak evlilik ruhani kimliğin kabul edilmesidir. Eğer doğru bir hayat yaşarsak, zihnimiz karşı cinsten o kişiyle ilgili doğru niteliklere odaklanırsa, ister kadın ister erkek olalım doğru eşimizi buluruz. Ama bazı duyusal çekiciliklerle dikkatimiz dağılırsa yanlış insanla evleniriz. Doğru insanla evlenerek, Tanrı'nın ete kemiğe bürünmüş imgesini yeniden inşa ederiz ve evlilik de budur.
MOYERS: Doğru insan mı? İnsan doğru kişiyi nasıl seçer?
CAMPBELL: Kalbiniz bunu size söyler. Söylemesi gerekir.
MOYERS: İçsel varlığınız.
CAMPBELL: Gizem budur.
MOYERS: Karşınızda benliğinizin diğer yarısının olduğunu fark ediyorsunuz.
CAMPBELL: Hmm… bilmiyorum, ama bir an bir şimşek çakar ve içinizdeki bir şey bunun doğru kişi olduğunu söyler.
MOYERS: Eğer evlilik, bir kadın ya da erkek olmak temelinde, benliğin benlikle tekrar birleşmesiyse, modern toplumumuzda evlilik neden bu kadar kaygan bir zeminde?
CAMPBELL: Çünkü evliliğe evlilik gözüyle bakılmıyor. Bence evlilik hayatınızdaki ilk önceliğiniz değilse, evli değilsiniz demektir. Evlilik, ikinin bir olması demektir, iki bedenin tek beden olması demektir. Evlilik yeterince uzun sürerse ve sürekli kişisel kaprisler yerine ona rıza gösterirseniz, bunun gerçek olduğunu fark edersiniz -iki, gerçekten bir olmuştur.
MOYERS: Biyolojik değil ruhani manada.
CAMPBELL: Temelde ruhani manada. Biyolojik birleşme, sizi yanlış özdeşleşmeye götürebilecek olan bir oyalanmadır.
MOYERS: O halde evliliğin elzem fonksiyonu, neslimizi çocuklarımızda devam ettirme, evliliğin temel fonksiyonu değil.
CAMPBELL: Hayır, bu evliliğin en başlangıçtaki yönü. Evliliğin tamamen farklı iki aşaması vardır. Birincisi, doğanın bize çocuk yapmak için iki cinsin münasebeti şeklinde verdiği muhteşem dürtüyü takip eden gençlik dönemindeki evlilik. Ancak çocuğun aileden ayrıldığı ve çiftin yalnız kaldığı bir zaman da gelir. Kırklarında ya da ellili yaşlarında ayrılan arkadaşlarımın sayısına bakınca şaşırıyorum. Çocuk varken birlikte mükemmel derecede saygın bir hayat sürüyorlardı ama birlikteliklerini çocukla olan ilişkileri üzerinden yorumlamışlardı. Birbirleriyle olan kişisel ilişkileri üzerinden yorumlamamışlardı.
Evlilik bir ilişkidir. Evlilikte bir fedakarlık yaptığınız zaman, birbiriniz için değil evlilik birliği için yaparsınız. Çin'in Tao imgesi, beyazla siyahın etkileşimi gibi -bu yang ile yin'in kadın ile erkeğin ilişkisidir, evlilik budur. Evlendiğinizde bu olursunuz. Artık tek bir varlık değilsinizdir; kimliğiniz bir ilişki ile tanımlanır. Evlilik yalnızca basit bir aşk ilişkisi değildir, ateşten bir gömlektir; zorlu bir sınav, ikinin bir olduğu bir ilişkiye egonun kurban edilmesidir.
MOYERS: Öyleyse evlilik, insanın kendi seçtiği yolda gitmesi fikriyle tamamen zıt bir şey.
CAMPBELL: Bu yalnızca kendi seçtiğin yolda gitmek kadar basit bir şey değil. Bir anlamda evlilik, insanın kendi seçtiği yolda gitmesidir ama bu "kendi" yalnızca siz değilsiniz, bir olmuş olan iki kişi. İşte bu, âşkın bir iyi amaç için, gözle görülür bir varlığın kurban edilmesini simgeleyen mitolojik imge. Bu, evliliğin ikinci aşamasında çok güzel bir şekilde gerçekleşen bir şey. Ben buna ikinin bir olduğunu hissettiği simya aşaması diyorum. Eğer hâlâ evliliğin ilk aşamasında olduğu gibi yaşıyorlarsa, çocukları evden ayrıldığında onlar da ayrılacaktır. Baba, çekici küçük bir kıza âşık olup evden kaçacak, anne ise boş bir ev ve boş bir kalp ile baş başa kalacak ve tek başına kendi seçtiği yolda kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktır.
MOYERS: Bunun nedeni de evliliğin iki aşamasını anlamayışımız.
CAMPBELL: Söz vermiyorsunuz, bağlılık yok.
MOYERS: Öyle yaptığımız varsayılıyor -iyi günde ve kötü günde diyerek söz veriyoruz.
CAMPBELL: Bu bir ritüele benziyor.
MOYERS: Ve ritüel gücünü kaybetti. Bir zamanlar içsel gerçekliğin aktarımı olan ritüel, artık yalnızca şekilden ibaret. Bu toplumsal ritüeller için de, evlilik ve din gibi kişisel ritüeller için de geçerli.
CAMPBELL: Kaç insan evlenmeden önce evliliğin ne olduğuna dair manevi eğitim alıyor? Yargıcın önünde durup 10 dakika içinde evlenebiliyorsunuz. Hindistan'daki evlilik seremonisi üç gün sürüyor. Böyle bir çift birbirine gerçekten bağlanır.
MOYERS: Evliliğin yalnızca sosyal bir anlaşma olmadığını söylüyorsunuz, evlilik manevi bir pratik.
CAMPBELL: Temelinde manevi bir pratik var ve toplumun da bunu gerçekleştirmemiz için bize yardım etmesi bekleniyor. İnsan toplumun hizmetinde olmamalı, toplum insanın hizmetinde olmalı. İnsan toplumun hizmetinde olduğu zaman, canavar bir devlet oluyor. Şu an dünyayı tehdit eden de işte bu.”
Buradaki “birleşerek yeni bir varlık oluşturma” teması, aslında bir çok yazar ve düşünür tarafından dile getirilmiş önemli bir kavramdır. Örneğin Friedrich Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” isimli kitabının “Çocuk ve evlilik üzerine” adlı kısmında, o sivri diliyle şunları yazıyor:
“Evlilik diye ben, iki kişinin tüm var ettiklerinden daha üstün bir varlık yaratma güçlerine derim. Böyle bir güce sahip olanların birbirlerine duydukları saygıya, ben evlilik derim.
Senin evliliğinin anlamı ve gerçeği bu olmalı. Fakat şu gereksizlerin, şu fazlalıkların evlilik dediği şey; ah, ben bunlara ne ad vereyim?
Ah, bu çiftin ruh züğürtlüğü! Ah, bu çiftin ruh pisliği! Ah, bu çiftin acınacak gamsızlığı!
Evlilik diyorlar bunlara. Nikâhlarının gökte kıyıldığını söylerler.
…
Şu adam, bir cengâver gibi gerçeği arayıp bulmaya çıktı, ve nihayet küçük ve süslü bir yalan yakaladı. Bu yakaladığına –evliliğim- diyor.
Şu adam, ilişkilerinde ürkek ve titiz davranırdı. Ama aniden o ilişkilerindeki davranışlarını değiştirdi. Buna –evliliğim- diyor.
Şu adam, melek gibi faziletleri olan bir hizmetçi arıyordu. Ama aniden bir kadının hizmetkârı oldu. Ve şimdi de melek olması kaldı!
Tüm alıcıları ihtiyatkâr buldum. Tümünün gözlerinden kurnazlık fışkırıyor. Ama en kurnazları bile, torbada alıyorlar karılarını.
Çok kısa süren delilikler, - aşk diyorsunuz siz buna. Ve bu kısa deliliklere, uzun bir ahmaklık halinde son veriyor, evlilik.”
(Friedrich Nietzsche, Ve böyle buyurdu Zerdüşt, Gün yayıncılık, Çev. Lale Sunay)
Bu çivi gibi cümlelerden sonra, astroloji’nin evlilik ile ilgili değerlendirmelerine göz atalım isterseniz. Aslında bu konuda konuşmak, daha doğrusu kısaca konuşmak kolay değil. Ne “mutlu evliliğin” bir formülü var, ne de astroloji sizin attığınız imzaları sayıyor. Fakat şu net olarak söylenebilir: astroloji sizin evliliklere ve ortaklıklara nasıl yaklaşacağınızı anlatıyor. Bakış açısı da, insanın eksiklerini başkaları ile tamamlaması, başkalarından öğrenmesi bağlamında.
Doğum haritalarındaki yükselen noktası astroloji’de sizin dış dünyaya gösterdiğiniz yüzünüzü yani persona’yı (maskenizi) temsil eder. Çoğumuz yükselen burcunu bilir, fakat sadece astroloji ile ilgili olanlar, yükselen noktasının tam karşısında yer alan noktanın (batan noktasının) ilişkiler ile ilgili olduğunu bilirler. Eğer antik Yunan’ın kullandığı tüm burç ev sistemini kullanacak olursak, yükselen noktası birinci ev içinde, batan noktası da yedinci ev içinde yer alır. Yedinci evin konuları da bizim diğer insanlarla yaptığımız evlilik ve ortaklıklardır. Dolayısıyla bu evde oturan burcun, bu burcun yöneticisi olan planetin, bu yönetici planetin “hangi başka evlerde sürttüğünün!”, bu evde oturan diğer kiracı planetlerin ve aralarındaki açıların… yani olaya karışan ve gözaltına alınan bütün zanlıların ve aralarındaki ilişkilerin anlam ve önemi vardır. Bunlara bir de o insanın baskın karakterini, planetlerin asaletlerini, haritanın element dağılımını… vs. katın! Eh, bu kadar çok parametre ortaya çıkınca, bir insanın evlilik ve ortaklığa nasıl yaklaşacağı konusunda ahkam kesmek kolay olmaz fakat eğlenceli olduğu kesindir.
Burada bir örnek vermek istiyorum. Bir insanın yedinci evinde Jüpiter var ise, astrolojinin klasik yorumu bu insanın hayatında birden çok evlilik ya da ortaklık olacağı şeklindedir. Ya da bu evde yer alan Mars, sıklıkla hareketli ya da agresif bir eş’e, hatta evlilikte şiddet’e işaret eder. Eğer şiddet söz konusu ise, genellikle bu duruma sonsuza kadar katlanmayız. Bize atılan tokat’a sessiz kalmayıp bağırmaya başladığımızda, kendi Mars’ımızla tanışmış oluruz. Şu işe bakın ki, bu tanışma için ortağımıza ya da eşimize (en azından bir süre) ihtiyacımız vardır. Benim kişisel gözlemlerim, bu değerlendirmelerin birçok kez doğrulandığını söylüyor.
Aslında astrolojinin evliliği aşktan ayırıp, ortaklık ile birlikte ele alması bile yeterince dikkat çekicidir. Aşk ve flört, yedinci evin değil, beşinci evin konusudur. Bu ev aslında tüm hoşa giden şeyler, sahnede olmak ve yaratıcılıkla ilgilidir. Demek ki evliliğin aşk ile değil, ihtiyaçla ilgisi var. Zira, ortaklıkları kimlerle yaptığımız açıktır: Bir hedefe varabilmek için ihtiyacımız olan kişilerle ortaklık yaparız. Sevmek başka, iş yapmak başkadır. Ve daha çok bizde olmayan ya da bizdekileri tamamlayan kaynaklar ya da meziyetler ararız, öyle değil mi?
Biz bilinçli ya da bilinçsiz bunu isteriz de, Nietzsche’nin deyimiyle, kısan süren deliliği uzun süren ahmaklığa çevirmeden önce, iki insanın birbirine ne kadar uyduğunu anlayabilir miyiz dersiniz? Astroloji bu soruya “evet, tabi ki” diye cevap veriyor.
Öncelikli olanın, bir insanı iyi anlamak olduğunu anlattım sanırım. Şimdi, gelelim diğer yöntemlere. Astroloji’de iki insanın birbirine ne kadar uyumlu olduğunu anlamak için kullanılan tekniğe “sinastri analizi” adı veriliyor. Bu teknik temel olarak her iki haritada yer alan planetlerin birbirleri ile yaptıkları açıların değerlendirilmesine dayanmakta. Sinastri ile ilgili olarak İngilizce kaynak sayısı çok fazla. Türkçe kaynak olarak İlhan yayınlarından çıkan “Gökyüzü ortaklıkları – Steven & Jodie Forrest” okunabilir, tabii Forrest çiftinin sonu gelmez laf kalabalığına dayanabilirseniz.
Diğer ilgi çekici bir teknik de kompozit, yani birleştirilmiş harita tekniğidir. Bu teknikte, tam da evliliğin ifade ettiği şekilde, çiftin haritaları birleştirilerek tek bir haritaya indirgenir ve bu birlikteliğin “nasıl bir varoluş” ortaya çıkarttığı incelenir ki, Robert Hand’in “Planets in Composite” adlı kitabı sanırım bu konuda doğru bir referans olur. İşte burada, Hem Campbell’in, hem de Nietzsche’nin işaret ettiği, “birliktelikten doğan yeni varoluşun” analizi söz konusu ki, işin en eğlenceli kısmı da bu olabilir aslında.
Yine de, astroloji kaynaklarının önemli bir eksikliği olduğunu düşünüyorum: insanın sürekli değiştiğine gereken önemi vermiyorlar ya da bu konudan bahsetmiyorlar. Aslında, zaten karmaşık hale gelen değerlendirme ve karşılaştırmalara bir de bu parametreyi eklemek istemiyor olabilirler ki, hak vermemek elde değil. Fakat ben yine de, “birlikte büyümeye ve değişmeye gönüllü olma” nın, evliliği taşıyan en önemli sütunlardan biri olduğunu düşünüyorum. Çiftlerin mümkünse birlikte büyümesi, birbirine değişme, olgunlaşma konularında yardımcı olması, ya da en azından bir diğerinin büyümesini engellememesi çok önemli.
Son olarak Halil Cibran’ın evlilik hakkındaki hoş cümleleri ile bitirelim.
"Beraber doğdunuz ve sonsuza kadar beraber olacaksınız. Ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıttığında beraber olacaksınız. Tanrı'nın sessiz anılarında bile beraber olacaksınız. Lakin birlikteliğinizde boşluklar olsun. Ve bırakın gökyüzünün rüzgarları aranızda dans etsin. Birbirinizi sevin ama sevginizi bağlamayın. Bırakın bunun yerine ruhlarınızın kıyıları arasında akan bir dereniz olsun. Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin. Beraber şarkı söyleyin, dans edin ve neşelenin ama birbirinizin yalnız kalabilmesine müsaade edin, udun telleri titreşip aynı melodiyi verseler de ayrı dururlar birbirinden. Kalbinizi verin ama birbirinizin himayesine bırakmayın. Zira, sadece yaşamın elleri kalplerinizi taşıyabilir. Ve beraber durun ama çok fazla birbirinize yapışmayın; çünkü tapınağın sütunları birbirinden ayrı durur. Ve, meşe ve selvi ağacı birbirinin gölgesinde büyüyemez.”
(Halil Cibran, Ermiş ve Gezgin. Çev.Kahraman Türel Parşömen yayınları)
Yorumlar
Yorum Gönder